
Her gittiği ortamda oranın rengine bürünürdü bukalemun ve sevilirdi de bu tavrıyla. Etrafındakiler belirlerdi rengini, hiç itiraz etmezdi, sorgulamazdı da gerçekten o renge ait olup olmadığını. Herkes onu sevsindi yeterdi ona. Değişmeyen ailiyetlerden hoşlanmazdı zaten. Önemli olan geniş zamanlarda değişken faaliyetlerdi , mutluydu bu koşturmacanın bir parçası olmaktan ya da sadece öyle sanıyordu. Oynadığı mutluluk oyunlarına kendini de inandırmıştı herkes gibi...
Bir gün mutluluğu sorguladı bukalemun ve kendini mutsuz hissetti . Herkes onu değil o ortam içinde büründüğü rengini seviyordu. Tutunduğu değişmez prensipleri yoktu onun karaktersiz bir bukalemun olmaktan ileri gidememişti ve toplumun istekleri karşısında gem vurmuştu hep kendi isteklerine.
Farketti ki yıllardır sesine kulak tıkadığı bir yüreği vardı onun. Bukalemun o kadar çok renk değiştirmişti ki kendi rengini kaybetmişti.